Pill 212

Ağrı

sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a
ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında
akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak
uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
ben bunu geç anladım.
senin için şiir yazacaktım istanbul
ismini ağrı koyacaktım.
oysa bir şiir niyeydi sanki
yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
rakı içebilir miydi samatya'da
bir şiir uyur muydu kuş gibi
başını alıp da kanatlarının altına?
oysa bir şiir neydi sanki
ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?

bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara
bana kerametinizi gösterin
keramatenizi gösterin bana!
bir dikişte içtim bir şişe geceni
yıldız komasına girmek istiyordum,
istiyordum dolunay çarpsındı beni
kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana
kin kusulsundu, öç alınsın
icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
hemen yarın yeni bir intihara başladım.
ben fazla yemesem diyorum baylar yani
bu kadar hınç bana fazla.
icabında bir allah bir allah daha
çok tanrılı bir din ederdi
bırak müridin olayım istanbul

sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul
oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım
ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım
canım yandı
bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım
şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım
kapıma gül bırakan adamları
ben de icabında bir hafıza mağduruyum
cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
sokaklarında eylemler yapayım.
benim ne sakal yanığı günlerim oldu
guruba bak ve beni an
öpüşmekten yorgun ve kızıl
bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım
bütün allar bir gün solarmış
ben bunu geç anladım
yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul.
ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
meğer yüksek bir dağmış.

üstümü ara
cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
ellerimi de kaldırdım bak
hazırım tutkumu tutukla.
şiirsizim
bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul
ben bu şiiri kusarak yazdım.

ekim 2002, yakında kasımpatları da çıkacaktı.

Didem Madak



Pain


So the king of autumn comes to Istanbul
They shot a film of my lungs
My lungs became actors in necessity
It looked like an acute in fire chronical autumn
Where cigarette was a side kick.
I was acting a red leaf as the main girl
I was flying, it turns out that it was my meaning
I understood this late.
I was going to write a poem for you Istanbul
I was going to name it pain.
In fact what was a poem
Would a poem eat drink make love
Would a poem order anchovy to a person for example?
Would she be able to get photos of herself with horses in hippodrome?
Would she be able to drink raki in Samatya
Would a poem sleep like a bird
By taking her head under her wings?
In fact what was a poem
I loved you as much as the defect in the corner of my lung
Do you think a poem would have loved you like this Istanbul?


Show me your miracles
Show your miracles to me!
I drank a bottle of your nights in one shot
I wanted to go into a coma of stars
I wanted to be struck by the full moon
My werewolves should go free in necessity
Whoever has extra bastardness should roll me a cigarette
Grudges should overcome their dams, revenges should be taken
I was a modern woman in necessity, whenever my spirit got fat
I immediately started a suicide tomorrow
What I’m saying is I should not eat much misters
This is too much grudge for me.
In necessity an allah and another allah
Made a polytheistic religion


Let me be your believer Istanbul
You always thought of me as a poem Istanbul
But my tears were sparkling like flints
Following the example of my nose, red because of crying and my under eyes
I wrote this poem in a condition of a wounded panda
It hurt me
I wrote this poem in a state of fire
Now let me tell you my old days when I brought milk for my cats
The men who leave roses at my door
In necessity I am a victim of dementia too
On Saturdays with my other mothers
I’ll demonstrate on streets.
I had days when I was burned with [friction of] a beard
Look at the sunset and remember me
Tired of kissing and crimson
Do you think that a poem would tell you these?
I looked at your red banks washed with rains
All reds fade one day
I understood this late
Rain was the tyranny of god Istanbul.
What was pain, where was it, where was pain
Whoever that was to ask me the range of my heart should do it now
Painnnonstoppainnonstoppainnonstop
Pain was the climbing to the top - non-stop
Of a mountain, that is high.


Search my body
I quietly slipped the poem in my pocket to your side
I have raised my hands too see
I’m ready arrest my desire.
I have no poetry
Do you think a poem would name you pain Istanbul?
I wrote this poem vomiting.
october 2002, soon chrysanthemum’s would come out too.

Didem Madak




* “ağrı” (Tr.) = “pain” (En.) / Also “Ağrı” is the Turkish name of the mountain known as Ararat in English.






Nessun commento: